12 Ocak 2026
02 Ocak 2026
Yolda olmak… Belki de asıl mesele varmak değil, değişimi adım adım hissedebilmek. Zamanın seni dönüştürdüğünü fark etmek, aynı yerde durmadığını anlayabilmek. Ama bütün bunlardan daha kıymetlisi, bu yolculuğa yalnız çıkmamak. Sevdiklerinle aynı anlara tanıklık edebilmek, aynı gökyüzüne bakıp farklı duygular hissedebilmek… Ve geriye dönüp baktığında, “Evet, yaşadım” diyebilmek. Belki de hayattaki en büyük lüks tam olarak budur: Zamanın içinden geçerken hem değişebilmek hem de bu değişime derinden tanık olabilmek.
Mutlu yıllar!
21 Aralık 2025
11 Aralık 2025
Şehirde ise durum bambaşka. Odanın içinde günün nasıl geçtiğini anlamıyorsun. Güneş ancak pencerenin önüne geldiğinde fark ediyorsun vaktin ilerlediğini. Sanki zaman seninle değil, senden bağımsız bir yerde akıyor.
Doğada insan günü güneşe göre yaşıyor ve o yüzden “Bugün yaşadım,” diyebiliyor. Şehirde ise çoğu zaman sadece gün bitiyor; insanın içindeki gün yaşama hissi bitmeden bile.
02 Aralık 2025
24 Kasım 2025
Gün, benim için hep sabahın başladığı ilk saatlerde harekete geçmekle başlıyor. Saat 06:00… Ve 1992'den beri böyle. Sanki evren her sabah kendini yeniden kuruyor, henüz uyanmamış dünya yavaş yavaş ayılırken, güneş bile varlığını hatırlamaya çalışıyor. O derin sessizliğin içinde, kimsenin henüz dokunmadığı o aralıkta, evrenin bana kısa ve gizli bir egemenlik tanıdığını hissediyorum. İnsan, hiçbir şeyin henüz başlamadığı o eşikte durduğunda yalnızca zamana değil, kendi içindeki boşluğa da hükmedebiliyor. Sesler çoğalmadan, kalabalıklar uyanmadan önce hakikatin en berrak haliyle kendini gösterdiği o anı yakalayabiliyor.
10 Kasım 2025
04 Kasım 2025
19 Ekim 2025
Hep bir iz bırakma telaşındayız; taşta, toprakta, ünvanda, başarıda…
Oysa dünya unutur, zaman siler.
Ama bir insanın zihninde bıraktığın düşünce, bir sözün yankısı, bir tebessümün izi…
İşte gerçek kalıcılık orada gizlidir.
Mesele dünyada iz bırakmak değil, insanda iz bırakmak olsa gerek.
12 Ekim 2025
Çünkü biz; iş arkadaşımızdan, patronumuzdan, trafikteki şoförden, eşimizden, çocuğumuzdan, hatta hava durumundan bile şikayet ederiz.
Ekonomiden tutun da eğitim, sağlık, adalet sistemine kadar her konuda bir sitemimiz mutlaka vardır.
Aslında bu da çok şaşırtıcı değil. Zira yıllardır ileriye değil, geriye giden bir yönetim anlayışının içinde yaşarken, memnuniyet duygusunu kaybetmemek kolay değil.
Ama yine de…Paris metrosunda ayakta seyahat eden 92 yaşındaki Augusto bana bu düşüncemi sorgulattı. 1933 Paris doğumlu, Portekiz göçmeni.
“Nasıl bu kadar genç, sağlıklı ve pozitif kalabiliyorsun?” Soruna cevabı kısa ama netti.
“Hayatım boyunca şikayet etmedim.”
O an fark ettim…
Şikayet, insanı yaşlandırıyor.
Augusto haklıydı.
Şikayet ettikçe tükeniyoruz, kabullenip çözüm aradıkça ise yenileniyoruz.
