Ne yapması gerektiğini bilmiyor insan;
Ne yapmaması gerektiğini bildiğinde.
29 Aralık 2017
13 Aralık 2017
07 Aralık 2017
“Ve geldim demenin bir sessizliği varsa, öpüşelim demenin, sen hala gitmiyor musun demenin ya da ölmek istemenin bir sessizliği varsa,
Kelimeleri de vardır sessizliğin
Duruşun kelimeleri vardır;
Bakışın, uzanışın, gülüşün...
Ama yalnızlığın kelimeleri yoktur.
O, bütün kelimelerden oluşmuş bir kelimedir.”
Kelimeleri de vardır sessizliğin
Duruşun kelimeleri vardır;
Bakışın, uzanışın, gülüşün...
Ama yalnızlığın kelimeleri yoktur.
O, bütün kelimelerden oluşmuş bir kelimedir.”
“Nietzsche’nin son aşkı hafifliktir, her şeye biçtiği en yüksek ölçüdür. Hafifleten, şifa bulduran her şey iyidir: Gıdada, zihinde, havada, güneşte, kırlıkta, müzikte. İnsanın ayaklarını yerden kesen, hayatın boğuculuğunu ve karanlığını, gerçeğin çirkinliğini unutturmaya yardım eden neyse, emsalsiz lütuf gibidir.”
20 Kasım 2017
14 Kasım 2017
03 Kasım 2017
30 Ekim 2017
25 Ekim 2017
Yedi yaşındayken, gecenin karanlığında komşudan bir şey almaya yollarlar, geri dönerken bir anda yere düşer. Yere düşerken gördüğü son şey kanayan elidir. Kendine geldiğinde gözleri görmez olur. Meğer çiçek hastalığına tutulmuştur. Hayatı boyunca en net hatırlayacağı renk, kan kırmızısı olacaktır.
Babası oyalanması için Veysel’e bir saz alır. O günden sonra hem çalar, hem söyler. Dünya gözüyle göremediklerini gönül gözüyle görür. Nice türküsü dilden dile yayılır.
Dostlar beni hatırlasın, Güzelliğin on para etmez, Uzun ince bir yoldayım, Kara toprak, Benden selam söyleyin vefasız yare ve daha nice sayısız eser…
20 Ekim 2017
10 Ekim 2017
Ankara Garında bir serçeyim ben
Orda kaldı bedenim, uçamadım ben
Eğilme sen, indirme başını, dik tut
İnadına Emek, İnadına Barış
İnadına Özgürlük, İnadına Aşk
Sıhhiye Meydanında simitçiyim ben
Uyan eyy halkım, uyan eyy annem
Ferah tut yüreğini, ağlama babam
İnadına Emek, inadına Barış
İnadına Zafer, İnadına Aşk..
Orda kaldı bedenim, uçamadım ben
Eğilme sen, indirme başını, dik tut
İnadına Emek, İnadına Barış
İnadına Özgürlük, İnadına Aşk
Sıhhiye Meydanında simitçiyim ben
Uyan eyy halkım, uyan eyy annem
Ferah tut yüreğini, ağlama babam
İnadına Emek, inadına Barış
İnadına Zafer, İnadına Aşk..
09 Ekim 2017
“Halk gittikçe yoksullaşırken, zenginlerin daha da zenginleşmesinin mümkün olabilmesi için, halkı cehalet içinde bırakmak çok yerinde olur. Okumayı öğrenmeleri, düşünmeyi öğrenmeleri demektir. Şu halde onlara hiçbir şey öğretmezsiniz. Her şeyden önce okul yapmazsınız. Castro iktidara geldiğinde öğretmenlerin yarısı çalışacak okul olmadığından ücretsiz olarak süresiz izindeydiler. Derhal hepsi göreve çağrıldılar. Ama yine de sayılarını üç katına çıkarmak gerekti. Ve bu sayı bile yeterli olmadı. Kısacası, 1959’dan önce Kübalı’ların %45’i okuma yazma bilmiyordu. Küba’nın nüfusunun %45’i köylüydü; ve sanırım her iki oran da aynı insanları temsil ediyordu. Cehalet, yoksulluğun neticesi değildi, ülkenin efendileri halka yoksulluğu ve cehaleti birlikte sunuyorlardı.”
05 Ekim 2017
"Masumiyet özlenmez mi? Küçükken bir masal okumuştum. Yani, ne zaman okudum, kim yazmış şimdi hatırlamıyorum. Belki de mühim bir herif yazmıştı.
Küçük bir kız çocuğu vardı masalda, bir de bu çocuğun odasının penceresine konan serçeler. Bu küçük kız çocuğu serçelerle konuşabiliyordu, onları anlıyordu, anlaşabiliyordu yani. Annesiyle babası bunun farkında değildi, yani, kız çocuğunun çıkardığı o acayip seslerin kuşlarla iletişiminin bir yolu olduğunun farkında değillerdi. Sonra bir gün, bu küçük kız çocuğu ilk kelimesini söyledi, annesinin ve babasının da anlayabileceği... İşte o ilk kelimeyi söylediği zaman, o an, kuşların dilinden anlayabilmeyi, onlarla anlaşabilmeyi yitirdi.
Masumiyet de böyle bir şey işte, yani, bir kere gitti mi, bir daha sahip olamayacağın bir şey."
Küçük bir kız çocuğu vardı masalda, bir de bu çocuğun odasının penceresine konan serçeler. Bu küçük kız çocuğu serçelerle konuşabiliyordu, onları anlıyordu, anlaşabiliyordu yani. Annesiyle babası bunun farkında değildi, yani, kız çocuğunun çıkardığı o acayip seslerin kuşlarla iletişiminin bir yolu olduğunun farkında değillerdi. Sonra bir gün, bu küçük kız çocuğu ilk kelimesini söyledi, annesinin ve babasının da anlayabileceği... İşte o ilk kelimeyi söylediği zaman, o an, kuşların dilinden anlayabilmeyi, onlarla anlaşabilmeyi yitirdi.
Masumiyet de böyle bir şey işte, yani, bir kere gitti mi, bir daha sahip olamayacağın bir şey."
03 Ekim 2017
Değişim;
İnsanların büyüdükçe birlikte büyüttükleri egoları ve çıkarları,
Dört mevsimin artık iki mevsim olarak yaşanması...Sonbaharların kış olması, ilkbaharın yaza karışması
En iyi şiirler bile en kirli duvar sıvalarında ise...
Değişiyor, insan değişiyor, bir ırk değişiyor..
Özlenen bir dem..
Zaman o kadar hızlı akıyor ki, solunan oksijen bile hızla tüketiliyor..
Toprak ise yerini betonlara bırakırken insanlık mutluluğu gökdelenlerde arıyor..
İnsanların büyüdükçe birlikte büyüttükleri egoları ve çıkarları,
Dört mevsimin artık iki mevsim olarak yaşanması...Sonbaharların kış olması, ilkbaharın yaza karışması
En iyi şiirler bile en kirli duvar sıvalarında ise...
Değişiyor, insan değişiyor, bir ırk değişiyor..
Özlenen bir dem..
Zaman o kadar hızlı akıyor ki, solunan oksijen bile hızla tüketiliyor..
Toprak ise yerini betonlara bırakırken insanlık mutluluğu gökdelenlerde arıyor..
29 Eylül 2017
“Ey Tanrım, sabahın mükemmel. Senin dünyanda insanlar canlı asansördeki küçük çocukları duyabiliyorum. Uçak gerçek mavi gökyüzünde uçuyor. Mide bulantısı senin gözünde bir depremdir. Dünyanın bile bir bedeni var. Ebediyen gözleniyoruz. Oturduğum mutfakta seni tanımaya çalışıyorum. Küçük kalbimden korkuyorum. Kolum neden bir leylak ağacı değil, anlayamıyorum. Korkuyorum çünkü ölüm de senin fikrin.”
25 Eylül 2017
“Bir gün gideceğim Kütahya`dan” dedim babama; “otur, dersine çalış” dedi.
“Kars`ı görmek istiyorum” dedim anneme; “akıllanmayacaksın sen” dedi.
“Seyyah olacağım, yollarda geçecek ömrüm” dedim abime; “beni örnek al da işletme oku” dedi.
“Doğa direnişçilerine katılıp, derelerin, nehirlerin ve ormanların bölünmez bütünlüğünü savunacağım” dedim öğretmenime; “böyle konuşmaya devam edersen disipline gönderirim seni” dedi.
“Çocuklara Barış Kültürü ve Vicdan Bilgisi dersleri anlatacağım tabiat ananın başucunda” dedim komşumuza; “senden adam olmaz” dedi.
“Beraber saz kursuna yazılalım, belki bir gün Munzur Festivali`nde çalar söyleriz” dedim arkadaşıma; “Tunceli`de ne işimiz var; ama bilirim ki sen gidersin” dedi.
“Karadeniz yaylalarının görsellerini indirdim, slayt yapmayı öğretsene bana” dedim bilgisayarcı tanıdığıma; “bütün arkadaşların porno seyrediyor, sen nelerle uğraşıyorsun” dedi.
“Ben bir kulübe yapmak istiyorum kendime, bana yardım eder misin?” dedim marangoza; “ elin ekmek tutsun da TOKİ`den ev al kredi çekip” dedi.
“Bahçenize bakmama, çiçekler ekmeme izin verir misiniz?” dedim aile dostumuza; “ zeki bir çocuksun ama boş işler peşindesin” dedi.
“Ekoloji kitapları var mı?” dedim kitapçıya; “dua kitapları vereyim sana” dedi.
“Doğada bir başına yaşayan insanlara özeniyorum” dedim bakkala; “bırak bunları, vatanına milletine faydalı bir insan ol” dedi.
“Kendi bisikletimi kendim tasarlayacağım, çizimiyle uğraşıyorum şu ara” dedim sanayideki ustaya; “işe girdiğinde birikim yap, hiç olmazsa ikinci el bir araban olsun” dedi.
Bir gece Neşet Ertaş girdi rüyama. “Ah güzel gardaşım, ölülerden bilme beni; yoruldum, gittim” dedi. “On beş yaşındayım ve kendimi yorgun hissediyorum” dedim. “Saz çal” dedi. “Öğreneceğim, söz” dedim. “Kendi sözünü yaz, kendi türkünü havalandır” dedi. “Yapabilir miyim, bilmiyorum” dedim. “Yaparsın gardaşım, özü toprak kokanın gözü yağmur dolarmış; bundandır yorgunluğun, kederin, sitemin” dedi. Diyemedim bir şey ve iki gözüm iki bulut oldu o anda; iki buluttan yağmur indi başucumdan ayakucuma kadar… “Üzülme gardaşım, Kırşehir`e gel” dedi Neşet Ertaş. “Ah bir düşsem yollara, ilk Kırşehir`e geleceğim” dedim. “Babamla ben yan yanayız, önce babam Muharrem`e selam ver, sonra bana” dedi. “Sen ne güzel bir adamsın, sen ne güzel bir abdalsın” dedim. Gülümsedi bana. “Sen özünle yaşıyorsun; bir avuç toprakta vücut bulmuş senin özün gardaşım, ne mutlu sana” dedi. Sarıldık birbirimize. Nereden gelmişse dilime, nasıl konmuşsa, bir türkü havalandırıyordum uyandığımda; özümden dünyaya doğru.bir can hali…
Bir başıma üryan kalsam
Sözüm bitse, sükut etsem
Şu dünyadan ayrı düşsem
Sevda canda, can bendedir…
Ergür Altan
“Kars`ı görmek istiyorum” dedim anneme; “akıllanmayacaksın sen” dedi.
“Seyyah olacağım, yollarda geçecek ömrüm” dedim abime; “beni örnek al da işletme oku” dedi.
“Doğa direnişçilerine katılıp, derelerin, nehirlerin ve ormanların bölünmez bütünlüğünü savunacağım” dedim öğretmenime; “böyle konuşmaya devam edersen disipline gönderirim seni” dedi.
“Çocuklara Barış Kültürü ve Vicdan Bilgisi dersleri anlatacağım tabiat ananın başucunda” dedim komşumuza; “senden adam olmaz” dedi.
“Beraber saz kursuna yazılalım, belki bir gün Munzur Festivali`nde çalar söyleriz” dedim arkadaşıma; “Tunceli`de ne işimiz var; ama bilirim ki sen gidersin” dedi.
“Karadeniz yaylalarının görsellerini indirdim, slayt yapmayı öğretsene bana” dedim bilgisayarcı tanıdığıma; “bütün arkadaşların porno seyrediyor, sen nelerle uğraşıyorsun” dedi.
“Ben bir kulübe yapmak istiyorum kendime, bana yardım eder misin?” dedim marangoza; “ elin ekmek tutsun da TOKİ`den ev al kredi çekip” dedi.
“Bahçenize bakmama, çiçekler ekmeme izin verir misiniz?” dedim aile dostumuza; “ zeki bir çocuksun ama boş işler peşindesin” dedi.
“Ekoloji kitapları var mı?” dedim kitapçıya; “dua kitapları vereyim sana” dedi.
“Doğada bir başına yaşayan insanlara özeniyorum” dedim bakkala; “bırak bunları, vatanına milletine faydalı bir insan ol” dedi.
“Kendi bisikletimi kendim tasarlayacağım, çizimiyle uğraşıyorum şu ara” dedim sanayideki ustaya; “işe girdiğinde birikim yap, hiç olmazsa ikinci el bir araban olsun” dedi.
Bir gece Neşet Ertaş girdi rüyama. “Ah güzel gardaşım, ölülerden bilme beni; yoruldum, gittim” dedi. “On beş yaşındayım ve kendimi yorgun hissediyorum” dedim. “Saz çal” dedi. “Öğreneceğim, söz” dedim. “Kendi sözünü yaz, kendi türkünü havalandır” dedi. “Yapabilir miyim, bilmiyorum” dedim. “Yaparsın gardaşım, özü toprak kokanın gözü yağmur dolarmış; bundandır yorgunluğun, kederin, sitemin” dedi. Diyemedim bir şey ve iki gözüm iki bulut oldu o anda; iki buluttan yağmur indi başucumdan ayakucuma kadar… “Üzülme gardaşım, Kırşehir`e gel” dedi Neşet Ertaş. “Ah bir düşsem yollara, ilk Kırşehir`e geleceğim” dedim. “Babamla ben yan yanayız, önce babam Muharrem`e selam ver, sonra bana” dedi. “Sen ne güzel bir adamsın, sen ne güzel bir abdalsın” dedim. Gülümsedi bana. “Sen özünle yaşıyorsun; bir avuç toprakta vücut bulmuş senin özün gardaşım, ne mutlu sana” dedi. Sarıldık birbirimize. Nereden gelmişse dilime, nasıl konmuşsa, bir türkü havalandırıyordum uyandığımda; özümden dünyaya doğru.bir can hali…
Bir başıma üryan kalsam
Sözüm bitse, sükut etsem
Şu dünyadan ayrı düşsem
Sevda canda, can bendedir…
Ergür Altan
15 Eylül 2017
05 Eylül 2017
28 Ağustos 2017
Üç Beş Kişi
16. yüzyılın başları, bir yanda bir padişah istanbul surları içinde kapandıkça kapanan... öte yanda kırsal kesimde telleri düzen tutmayan, kolları omuzundan kesilmiş, benzi soluk, döğülcek çorbasını bal eyleyenler...
15 Ağustos 2017
14 Ağustos 2017
Bu aklına gelince ve bununla birlikte geçmiş de aklına gelince ve çok süratli gelince, gözleri doldu. Çünkü bir şeyin düşünce olabilmesi için makul bir sürenin geçmesi lazım. Aniden akla geliveren ve düşünceye dönüşmek için kafi zamanı bulamayan şeyler, basınç değişikliğinin tesiriyle (bizim problemimizde basınç aniden düşüyor, sıcaklık ise sabit) ne olur, sıvı hale geçer ve gözyaşı olarak akar bunu herkes bilsin. Bu böyledir. Gözlerini sil.
31 Temmuz 2017
17 Temmuz 2017
11 Temmuz 2017
10 Temmuz 2017
''Ben buraya hapsoldum Nihat.. Hapsoldum.. Evler dükkanlar ağaçlar.. Hep aynı şeyler, aynı yüzler, aynı sesler.. 7 yaşında geldim ben buraya Nihat ne hayallerle geldim. 40 yıl sonra halime bak. Buranın bir parçası oldum. İskele gibi, durak gibi, Sermet'in köşesi gibi.. Yaşıyor muyum? ölü müyüm? taş mıyım.. duvar mıyım? neyim, hayatımın anlamı ne?
Çocuklarım.. Babam.. Dedem.. Eski karım..Arkadaşlarım.. Ya ben Nihat? ben? ben nerdeyim ya? yetti artık, burama geldi be! dayanamıyorum.. nefes alamıyorum. ölünce arkamdan iyi adamdı diyecekler, kıyak delikanlıydı diyecekler.. Fedakardı.. Ailesine düşkündü, yardım severdi hep başkalarını düşünürdü..! Çengelköy'ün evliyasıydı..!
Hadi.. Hadi gömün beni ne bekliyorsunuz? şimdiden gömün! yaşamıyorum zaten.. Yaşamıyorum! yaşasam sen kendin için ne istiyorsun be adam diye sorarım! soramıyorum! korkuyorum!! sevdiğim insana bekle bende geliyorum diyemiyorum ben be! ölmüşüm ben Nihat, ölmüşüm yav! siz öldürdünüz beni siz! ölmek istemiyorum! durduğum yerde çürümek istemiyorum!! o benim son çaremdi..beni bu hapishaneden çıkaracaktı, o benim kurtuluşumdu! gitme demek istedim, diyemedim!! diyemedim Nihat diyemedim!! Elif'de gitti Nihat! ben gene kaldım... Bittim..Bittim ben Nihat.."
Düşlerinde Özgür Dünya
Ben Ali İsmail Korkmaz… 19 yıllık ömrüme insanlara, hayvanlara, doğaya ve hayata duyduğum o büyük sevgiyi sığdıramadım; peşinden koştuğum hayallerime bu sürede ulaşamadım. Fakat biliyorum ki arkamda benim hayatıma sığmayacak büyüklükteki sevgiyi yüreklerinde taşıyan; benim için, benim yerime hayallerimi gerçek kılacak olan dostlar, güzel insanlar bıraktım… Sanılmasın ki kendim için kendi adıma hayaller yarattım; ben, paylaştıkça mutlu olanlardandım…

03 Temmuz 2017
"İyi ol fakat çok iyi olma. Birazcık huysuz ol fakat çok değil. İçinden geliyorsa dua et. Eğer sana rahatlık veriyorsa arada bir küfür de et. Etrafındakilere mümkün olduğunca dostça davran, müşfik ol. Eğer bir gün kötü davranmanı gerektirecek bir durum karşısında kalırsan; bağır, çağır, kır, dök ve unut! Her zaman ve her yerde eline geçen bütün saadeti yakala, en ufak bir parçanın bile kaçmasına izin verme. Yaşa her şeyden önce yaşa ve sırf tesadüfen bu dünyaya gelmiş olduğun için, laf olsun diye günlerini geçirme.
Eğer gerçek aşkı tanıyacak kadar şanslıysan; bütün kalbin, ruhun ve bedeninle sev! Hayatını o şekilde yaşa ki; her an kendi elini sıkabilesin ve her gün faydalı olan, hiç olmazsa bir şey yap ki; gecelerin yaklaşırken örtüleri üzerine çekip kendi kendine "ben elimden geleni yaptım" diyebilesin. Düşüncelerin neyse hayatın da odur. Hayatın gidişini değiştirmek istiyorsan düşüncelerini değiştir."
"Bazı insanları eğitemezsiniz. Kötülüklerini suratlarına vurunca sadece inkar etmez, sizden daha da nefret ederler. Onları görmezden de gelemezsiniz. Cezalarını hak etmişlerse hak etmişlerdir. Merhamet her zaman en doğrusu değildir, en güzeli ve en ahlaklısı da değildir. Size kötülük edenleri mazur görmek, onlara anlayış göstermek, onların içindeki şeytanı ancak besler, büyütür. Affetmek belki de o insana yapabileceğiniz en büyük kötülüktür."
28 Haziran 2017
Bir mizahşöründe dediği gibi, her gün dünün aynısı gibi bu aralar.
Rüzgarı arkasına alan atlar, yaşama telaşı ile bir yerlere yetişmeye çalışan renkli yakalılar.
Duymak istediğimiz bir çift umutlu söz. Yalnızlığımıza ortak etmeye çalıştığımız bir dost kahkahası, bir sevgili öpüşü ise en büyük beklenti..
Hayatsa bir masal söylemi sanki..
Rüzgarı arkasına alan atlar, yaşama telaşı ile bir yerlere yetişmeye çalışan renkli yakalılar.
Duymak istediğimiz bir çift umutlu söz. Yalnızlığımıza ortak etmeye çalıştığımız bir dost kahkahası, bir sevgili öpüşü ise en büyük beklenti..
Hayatsa bir masal söylemi sanki..
21 Haziran 2017
Zamansal Paradoks
Bir gün bir yetimhaneye bir kız çocuğu bırakılır. Yetimhanedekiler bu çocuğa Jane adını verirler ve büyütürler. Jane, bir gün okulda Jim adlı bir adamla tanışır, aşık olurlar; fakat sonra tartışır ve ayrılırlar, ancak Jane hamiledir. Çocuğu doğurur ancak aynı akşam birisi hastaneye girip çocuğu çalar. Jane ise çok hastalanır ve tek çare olarak doktor, Jane'i kurtarmak için onu bütünüyle erkeğe çeviren bir operasyon yapar. Jane, Jim adını alır. Bir gün barda birisiyle kavgaya girişir ve dayak yer, barmen yanına gelir ve der ki, "Bu zamanda mutlu değil gibisin, benim bir zaman makinem var, geçmişe gitmek ister misin?". Jim geçmişe gider ve orada Jane adlı bir kızla tanışır, aşık olur ama sonra ayrılırlar. Bir gün Jane' in bebeği olduğunu öğrenir, gizlice gidip hastaneden çocuğu çalar ve zaman makinesiyle daha da geçmişe giderek onu bir yetimhaneye bırakır. Daha sonra zaman geçer ve birkaç iş değiştirdikten sonra barmen olur. Bir gün dayak yiyen Jim ile karşılaşır ve yanında gidip der ki: 'Bu zamanda mutlu değil gibisin, benim bir zaman makinem var, geçmişe gitmek ister misin?"
16 Haziran 2017
13 Haziran 2017
06 Haziran 2017
Aşksız ve paramparçaydı yaşam
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
bir inancın yüceliğinde buldum seni
bir kavganın güzelliğinde sevdim.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
ey herşey bitti diyenler
korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
ne kırlarda direnen çiçekler
ne kentlerde devleşen öfkeler
henüz elveda demediler.
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
05 Haziran 2017
Bu dünya soğuyacak,
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için..
yıldızların arasında bir yıldız,
hem de en ufacıklarından,
mavi kadifede bir yaldız zerresi yani,
yani bu koskocaman dünyamız.
Bu dünya soğuyacak günün birinde,
hatta bir buz yığını
yahut ölü bir bulut gibi de değil,
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak
zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız.
Şimdiden çekilecek acısı bunun,
duyulacak mahzunluğu şimdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yaşadım" diyebilmen için..
26 Mayıs 2017
Var olduğuna inandığınız bir büyük varsa şu ahir hayatta, Tanrı'yla aranızı iyi tutun. Zira küçük yaşlarda talep ettiğiniz dilekleri büyüdüğünüzde misliyle verebiliyor. Fakat bir şeyi iyi hesap etmeniz gerek. Aynı dilekten birden fazla kez istemeniz, doyumsuzluk tanımını ortaya çıkarıyor. Anlam veremediğiniz bir bolluk halini alabiliyor. Üstelik bu hem maddi hemde manevi. Ben manevi ne istediysem Tanrı'dan vermiş olduğunu gördüm. Artık birbirimizi görmüyoruz. Ya benim isteklerimi yerine getiremeyecek olmasından dolayı karşıma çıkmıyor. Yada ben gerçekten çok istemiyorum. Fakat bir kaç isteğim olacak. Geçmişin hatırına bir el uzatman gerek. Paradokslu bir sabaha uyandım. İdare et Tanrım.
22 Mayıs 2017
Kendinden başka her şeye özeniyor bazen insan
üstelik yolken ve bunun farkında değilken
ne ki gerçek?
ittifakla eyvallah denilen yalan!
‘annem gibi konuşacak olursam
herkesin biraz mayası bozuk’
yola çıkan herkes bir süre sonra yol olur
ve başka yollar geçer üstünden
içinden yollar geçer
üstünden başka insanlar geçer
yolculuklara çıkan yol çiğnenir yıpranır
ölüp gidemez
hay lanet!
üstelik yolken ve bunun farkında değilken
ne ki gerçek?
ittifakla eyvallah denilen yalan!
‘annem gibi konuşacak olursam
herkesin biraz mayası bozuk’
yola çıkan herkes bir süre sonra yol olur
ve başka yollar geçer üstünden
içinden yollar geçer
üstünden başka insanlar geçer
yolculuklara çıkan yol çiğnenir yıpranır
ölüp gidemez
hay lanet!
12 Mayıs 2017
"Bize gülüyorlar Ali. Sanki safmışız, kandırılmışız gibi. Yoksulluktan söz etmenin modası geçmiş gibi gülüyorlar. Zamanın sahibiymiş gibi. Bu alaycı gülüş silahtan daha tehlikeli Ali. Sanki sonunda o gülüş büyüyecek büyüyecek, bütün memleketi kaplayacak. Bizi tomsonlar değil ama bu gülüş yenebilir bana sorarsan. Bazen şüpheleniyorum Ali. Belki de herşeyi anlıyorlar. Kendimizi yırta yırta söylediğimiz her şeyi anlayıp sonra bön bön bakıp gidiyorlar ya, anlamıyor sanıyoruz onları. Belki de basitçe istemiyorlar. Sadece istemiyorlar. Ne dersin Ali?"
İnsan Olmak
“Bazı insanlar, biraz olsun büyüdüklerini görebilmek için küçülmeyi göze alırlar. Yeryüzünde büyüklük tutkusu ile en çok yananlar küçüklüklerinden yakınanlardır. Yine yeryüzünde en çok eğilenler en çok doğrulmak, dik durmak arzusu duyanlardır.”
09 Mayıs 2017
06 Mayıs 2017
''Çok acı tecrübeler bize göstermiştir ki, özgürlük hiçbir zaman zalim tarafından gönüllü olarak verilmez; mazlum tarafından talep edilmelidir. Açıkçası benim katıldığım hiçbir eylem, haksız yere ayrımcılığa uğramamış olanlar tarafından yerinde ve 'zamanında' bulunmadı. Yıllardır aynı kelimeyi işitiyorum: 'Bekle!'
Bu her siyahi insanın kulağında çınlayan kelimedir. Bu 'bekle' hep 'asla' anlamına geldi. Artık anlamlıyız ki; geç gelen adalet, adalet değildir!''
20 Nisan 2017
15 Nisan 2017
Seviyoruz dedik işte,
Sorma, ne kadar?
Baya çok, aşırı şiddetli.
Kuvvetli, heybetli, artı hiddetli.
Kısaca söylersem, su kadar.
Uzunca, mississippi kadar.
Şirince, pisi pisi kadar,
Elimle, gösteriyim mi?
Nah bak, şu kadar.
Ah, huma kuşu kadar,
Vah, işçi maaşı kadar.
Tüh, az mı oldu bu kadar?
Uzatma işte..
Seviyorum dedim,
O kadar !
Sorma, ne kadar?
Baya çok, aşırı şiddetli.
Kuvvetli, heybetli, artı hiddetli.
Kısaca söylersem, su kadar.
Uzunca, mississippi kadar.
Şirince, pisi pisi kadar,
Elimle, gösteriyim mi?
Nah bak, şu kadar.
Ah, huma kuşu kadar,
Vah, işçi maaşı kadar.
Tüh, az mı oldu bu kadar?
Uzatma işte..
Seviyorum dedim,
O kadar !
09 Nisan 2017
Trent Parke, Çek Cumhuriyeti, 2001
“Tren yolculuğunu severim ben” dedi ağzından saçılan dumanların arkasından. Gitmek fiilinin altını, çift çizgiyle en güzel trenler çizermiş ona göre. Otobüs koltuğunda Ramses gibi kıpırdamadan oturanlara, yolculuk ediyor denemezmiş doğrusu. Sonra trenler her zaman bir sır taşıma olasılığı taşırlarmış. İnsanlar vagondan vagona geçtikçe, tuvalete, restorana gidip geldikçe, ilginç şeylerle karşılabilirmiş insan.”
02 Nisan 2017
31 Mart 2017
26 Mart 2017
22 Mart 2017
16 Mart 2017
15 Mart 2017
Hayat dediğin otuzundan sonra ummadığın anda şekillenir ve hızla geçer. Üstelik beklentilerinin, zevklerinin değişmesi kaçınılmazdır. Karanlık, yorucu ve yarı uykulu geçirdiğin bir hal alır. Hayal ettiklerinle başına gark edenler arasında, bulunduğun noktadan evrenin diğer ucuna uzanan yol kadar mesafe olur. Her daim mutlu olmayı beklemek en büyük lükstür. İnsan dediğin kendi olabilmelidir. Çizdiği sınırlardan, yürüdüğü yollardan, baktığı aynalardan görmeli kendini. İnsan takıldığı her çalıdan vücuduna bir çizik alır. Yaraya dönüşenleri iz bırakır. Her iz her kabuk bir tecrübedir. Bazen bir kaybediş bazense bir haykırıştır. İnsan susup içine attıklarıyla var olamazdı. Dokunmalı, kelimelerine prangalar vurmamalı.
05 Mart 2017
“İzafiyet teorisi’ni ortaya ortaya attığım zaman çok az insan beni anladı. Şu anda insanlığa iletmek üzere açıklayacağım şey de yine dünyada yanlış anlamalara ve ön yargılara yol açacaktır. Aşağıda yazdıklarımı toplum söylediklerimi anlayacak hale gelene kadar yıllarca veya onyıllarca yıl saklanmasını ve açıklanmamasını istiyorum.
Şu ana kadar bilimin henüz açıklayamadığı son derece güçlü bir enerji mevcut. Bu, herkesi içine alan, yöneten ve tüm evreni yöneten tüm olayların arkasında olan ve henüz adını koyamadığımız bir güçtür. Bu evrensel güç ‘SEVGİ’dir.
Bilim adamları bir birleşik alan teorisi ararken, görünmeyen en güçlü kuvveti unuttular. Sevgi onu vereni ve alanı aydınlatan çok güçlü bir ışıktır. Sevgi çekim gücüdür, çünkü bazı insanları birbirine çeker. Sevgi güçtür, çünkü sahip olduklarımızı en güzel şekilde kat kat artırır ve insanlığın kör bencilliklerinin etkisinde nesillerinin tükenmemesini sağlar. Sevgi için yaşar ve sevgi için ölürüz. Sevgi Yaratıcıdır ve Yaratıcı da sevgidir.
Bu güç, herşeyi açıklar ve hayata anlam katar. Sevgi, evrende insanın gerektiğinde kullanmayı bilmediği için, belki de ondan korktuğu için çok uzun süredir görmezden geldiği bir değişkendir.
Sevgiyi görselleştirmek için benim meşhur denklemimi kullandım ve basit bir yer değiştirme yaptım. E = mc2 denkleminini kullanarak, dünyayı şifalandıran enerjinin, ışık hızının karesi ile sevginin çarpılmasından elde edildiğini kabul edersek, sevginin en güçlü enerji olduğu sonucuna varırız, çünkü bu enerjinin sınırı yoktur.
İnsanlığın, evrende aleyhimize dönen diğer enerjileri kullanması ve kontrol etmesindeki başarısızlığından sonra, kendimize acil olarak başka bir enerji çeşidi bulmamamız gerekiyor.
Türümüzün devam etmesini istiyorsak, hayatın anlamını arıyorsak ve üzerinde, hissedebilen her canlının yaşadığı bu dünyayı kurtarmak istiyorsak, SEVGİ yegane cevaptır.
Belki de, gezegenimizi mahveden nefreti, bencilliği ve açgözlülüğü tamamen ortadan kaldıracak bir sevgi bombası yapmaya henüz hazır değiliz.
Ancak, herkesin içinde ortaya çıkarılmayı bekleyen küçük ama güçlü bir sevgi jeneratörü var.
Sevgili Lieserl, bu evrensel enerjiyi vermeyi ve almayı öğrendiğimizde, sevginin herşeyin üstesinden gelebileceğini, herkese ve herşeye aktarılabileceğini kanıtlamış olacağız. Çünkü sevgi hayatın özüdür.
Hayatım boyunca senin için sessiz sessiz çarpan kalbimin içindekileri sana söyleyemediğim için büyük bir pişmanlık duyuyorum. Belki özür dilemek için çok geç, ama zaman göreceli olduğuna göre, seni sevdiğimi söylemek istiyorum ve bana asıl ve tek cevabı bulmama yardımcı olduğun için teşekkür ederim!.
Baban,
Albert Einstein“
04 Mart 2017
24 Şubat 2017
23 Şubat 2017
Alımlı vücudunu büzüp koymuşlar senin. Canım, cancağızım, omuzların kısılmış evvelde bir zaman. Daha sen küçükken aklına, seninle birlikte büyüyen, yıllar içinde etine kaynayan, artık bir organın sandığın, yanıldığın bir korku konmuş, iki gözüm, kereveti kurmuşsun, üzerine çıkanlar, tepinenler, evi zannedenler olmuş.
Çok para kazansan, bütün dolmaları sarsan, bütün ülkelere bilet alsan da bitmiyor, gitmiyor içinden, bütün pilileri düzgün ütülesen. Haksızlık edilmiş bir kız çocuğu var karnının içinde; silahsızken yakalanmış. Kendini sevdirmek için bir şey daha, hep birşey daha yapmak zorunda olan küçük kız yerleştirmişler senin içine. Kimse seni sevmeyecek istediğin şeyleri yapsan. Şimdi kapıyı çeksen çıksan, o adama, o kadını tam da aklından geçen cümleyi kursan, bu sabah fazla renkli bir etek giysen, biraz yüksek sesle gülsen, yalnız başına Meksika'ya gitmeyi planlasan...Tatlı kardeşim, ispatlayamayacağın cinayetler işlenmiş, damlaya damlaya göl olmuş can. Durmuş. Canını emmişler baştan, daha evvelden, çocukluktan.
14 Şubat 2017
Bir Soğuk Bahar hasreti...
Kentlerde yaşayan yüz binlerce insan, üzerinde yaşadıkları küçücük toprak parçasını doğal şeklinden çıkarmak için ellerinden geleni yapmışlardı. Kaldırım taşlarıyla döşenen yerler, yeni yeni filizlenmeye başlayan bitki örtüsünü silip süpürmüşler, ağaçları kesmiş, kuşları ve başka hayvanları kaçırmışlardı. Bacalardan petrol, kömür kokusu tütüyordu. Ne var ki, bahar, kentte bile olsa, yine bahardı...
Dışarıda yakıcı bir güneş vardı. Bulvarların üzerindeki ufak yeşil alanlarda olduğu kadar kaldırım taşlarının arasından da otlar büyüyor, kazamadıkları her yerde tekrar bitiveriyordu. Söğütler, yabani kiraz ağaçları, kayın ağaçları hoş kokularını etrafa yayıyorlardı. Ihlamur ağaçlarının tomurcukları patlamak üzereydi. Güvercinler, kargalar, serçeler bahar sevinci içinde yuvalarını hazırlıyorlar, sinekler ise güneşin ısıttığı duvarların üzerinde vızıldıyorlardı. Her şey mutlu ve her yer sevinç içindeydi. Kuşlar, bitkiler, böcekler, çocuklar...
13 Şubat 2017
Nazım Hikmet karısı Piraye'ye şöyle yazıyordu mektuplarının birinde;
"Seni nasıl seviyorum biliyor musun? Ot yağmuru nasıl severse, ayna ışığı nasıl severse, balık suyu ve insan ekmeği nasıl severse, sarhoşun şarabı, şarabın billur kadehi sevdiği gibi, annenin çocukları, çocukların anneleri sevdikleri gibi, Lenin'in inkılabı ve inkılabın Marx'ı sevdiği kadar..."
Yine o mektuplarından birinde; "Çıkarsam ve sana kavuşursam, bu öyle dayanılmaz bir saadet olacak ki gebereceğim diye korkuyorum", diyordu.
Oysa öyle olmadı. Kavuştular ve ne oldu ise oldu, ayrıldılar. Adını kol saatinin kayışına tırnağı ile kazıdığı Piraye ile 17 yıl boyunca mektuplaşır Nazım Hikmet. 518 mektup...
Daha sonra, dayısnın kızı Münevver'le en sonda Vera'ya aşık olur ve Vera'nın kollarında ölür.
Nazım aşka aşıktı.
10 Şubat 2017
Aramızdaki En Kısa Mesafe
Bir bulut gibi yanağımızı okşayıp geçen incecik bir nefestir, ağrı bırakır geride, sessizlik bırakır, her şeyi daha da bir uzaklara sürükler. Gidersin gidersin bitmez, bir koku olur kaybolur, bir ses olur duyulmaz, bir bakış olur silinir, oradasındır sadece. Baktıkça uzaklaşır uzaklaşır uzaklaşır. Kendini bölersin dilim dilim birbirine ekleyip de yaklaşayım diye. Bölündüğünle kalırsın. Ulaşamazın. isteksiz yapılmış bir iltifat gibidir, parlar ve söner yakar ve uyuşturur, hiç kapanmaz...
05 Şubat 2017
Dipten notlar:
"Dün geçmişte kalırken, yarına yeni yüzler ve yeni sözlerle varılır. Ama her yüz dünün acılarını kırışıklarla taşır ve her sözün bağrında da yarım kalmış hayaller saklıdır. Geçmiş bitmemiştir, şarkıların, resimlerin ve umutların içinde sonsuz bir nehir gibi yenilenerek akar. Zamanın İzinde, bizi o nehrin sert kıvrımlarına götürür ve ışığın suda parladığı kısa anlara daldırıp çıkarır. "
Geride kalan hatıraları özleriz. Eski sevgilimizi özleriz. Yaşamını yitirmiş bir aile büyüğünü özleriz. Keyifli anlar geçirdiğimiz çıkmaz sokakları özleriz. Uzaklara göçüp giden dost sesini özleriz. Sahici bir geçmiş sonsuz bir gelecekten daha iyi olabilirdi halbuki. Bundandır geçmişe takılıp kalmamız.
03 Şubat 2017
-Parnasyen misiniz yoksa sembolist misiniz? -Bülbül gibiyim. Şakıyorum.
"Öyle mi! Bugün sizden neden nefret ettiğimi bilmek istiyorsunuz demek. Hiç kuşkusuz, sizin anlamanız benim açıklamamdan daha güç olacak; çünkü, bana kalırsa, siz karşılaşılabilecek kadın duyarsızlığının en güzel örneğisiniz..."
01 Şubat 2017
Kaybolma Kılavuzu
Bütün dünyayı kazanmış ama ruhunu kaybetmiş bir insan gerçekte ne kazanmıştır? Bir başka açıdan bakıldığında, önemli olan bütün dünyayı kaybetmek, onun içinde kaybolmak ve bütün bu aşamalardan sonra ruhunu bulmaktır.
31 Ocak 2017
Sözüm kalbimden, süssüz, kısadır.
Hayatlarında bir kere bile hakikaten sevilmemiş, sevmemiş insanların kopkoyu kötülüklerince esir alındık. Bir yanımız bahar bahçe değil artık. Her yanımız yaprak döküyor. Yapabildiğimiz, yaprakları süpürmek, döküleceklere yer açmak. Bu kadar. Güzel bildiğimiz kim varsa koparıp alıyorlar bizden. Hayallerimiz, arzularımız, umutlarımız yırtılıp kırılıp dökülüp saçılıyor her seferinde. Yama tutmuyor, yapıştırmak kâr etmiyor. Güzellere ve onların canlarına, toprağa ve hakikate borcumuz artıyor:
Ömür.
Kapkara gökle kuşatılmış bu dünyadan gitmeden az evvel Gülten Akın'ın dediğidir:
"Ucu kaybolursa bir çile
nasıl sarılır?"
Şair sözüne pek kıymet vermediğimizden olsa gerek hepimize öğüdü bu dizeleri ciddiye almıyoruz. Cevabı, biliyoruz: Sarılmaz. Ucu kaybolmasın diye tutmak, beraber sarmak gerekir. Ama biz zaten ta baştan o çilelerde ayrışmışız, ayrıştırılmışız. Suskunluğumuzun kökeni buradadır en çok. Oysa yine şairin dediğidir:
"tarih bile reddedecek utançla
sustuğumuzu"
25 Ocak 2017
24 Ocak 2017
"Bir gün, güney illerimizden birinden bir köylü yurttaşımızı getirip tutuklamışlardı. Suçu, devrimci öğrencilere yataklık etmekti. Mahkemeye çıkınca yargıç sormuş:
- Anayasa'yı tağyir,tebdil ve ilga ettin mi?
- Efendim?
- Oğlum, yani savcı diyor ki, Anayasa'yı tağyir,tebdil, ilga etmişsin, ne diyorsun?
- O dediğinizden hiç yapmadım komutanım...
Yargıç dayanamayıp suçun niteliğini açıklamış:
- Oğlum, Anayasa'yı ihlal ettin mi?...
Yanıt şöyle gelmiş:
- Efendim, biz köylüyüz. Ne anlarız Anayasa'dan. İhlal edilmişse şehirliler etmiştir..."
23 Ocak 2017
Erkek kadına dedi ki:
- Seni seviyorum,
ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya,
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
- Seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
- Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
Ve artık
biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...
- Seni seviyorum,
ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya,
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
- Seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
- Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
Ve artık
biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...
15 Ocak 2017
İyi ki doğdun Nâzım
Kılıcı kalem, sevdası kalem, inancı kalem,
Şose boyunda bir devrim,
Bursa'da mahpus.
Adın yasak, kelimelerin tutsak
Varsın vatan haini sen gibi olsun evlat
Aşk'ı senden, sevdayı senden öğrenen nice kullar var
Sana hasret bir buruk edebiyat...
Şose boyunda bir devrim,
Bursa'da mahpus.
Adın yasak, kelimelerin tutsak
Varsın vatan haini sen gibi olsun evlat
Aşk'ı senden, sevdayı senden öğrenen nice kullar var
Sana hasret bir buruk edebiyat...
Şunu esas olarak kabul etmeliyiz ki insanların hemen ekserisi yalnız kendilerini düşünürler. Dünyadaki bütün felaketlerin, uygunsuzlukların, bayağıların sebebi işte bu her şeyden evvel kendini düşünmek illetidir. İlk bakışta insana bir kurnazlık ve akıllık gibi görünen bu hal hakikatte aptallıktır. Çünkü dünyada bir insanın başka bir insanın yardım ve alakasına muhtaç olmadan yaşaması mümkün olamayacağına, hatta en kötü hayvanlarda bile birbirlerine yardım hissi mevcut bulunduğuna göre, sadece kendini düşünmek ve başkalarının da böyle yapmasını istemek kendi kendisinin kuyusunu kazmaktır. İnsan başkalarına yardım ettiği, başkalarını sevdiği kadar yükselir. Dünyada hayatın bir tek manası varsa o da sevmektir. Hatta mukabele edilmesini bile beklemeden sadece sevmek…
Sabahattin Ali / Mektuplar
12 Ocak 2017
09 Ocak 2017
06 Ocak 2017
03 Ocak 2017
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)