25 Kasım 2024

İnsan yaşamı, her dönemiyle ayrı bir hikâye, ayrı bir arayıştır. Çocukluk, saf bir hayal dünyasının koruyucu kollarında şekillenir; maddi kaygılardan uzak, manevi sevginin sınırsız sıcaklığında bir yuva arayışı... Gençlik ise daha fırtınalıdır; arzuların peşinde koşarken, maddi kazanımlar bir güç ve özgürlük simgesi haline gelir. Ancak bu dönemde bile, ruhun derinliklerinde, anlam arayışının ince fısıltıları duyulur.

Yıllar geçtikçe, maddi başarıların parlak yüzeyi yerini bir iç sorgulamaya bırakır. Olgunluk dönemi, sahip olmanın ötesinde, olmanın anlam kazandığı zamandır. İnsan, artık sadece neyi başardığını değil, neyi hissettiğini sorgular. Zira paranın satın alamadığı şeyler, bir gün sessizce kalbin en ağır kefesine yerleşir: huzur, sevgi, anlam…

Sonunda insan, yaşamın bir matematik değil, bir şiir olduğunu anlar. (En azından bana göre) Maddi ve manevi değerler arasında bir denge kurma çabası, insan olmanın en kadim sınavıdır. Her yaş, ruhun bu dengeyi bulma çabasının başka bir perdesidir; kimisi kırılgan, kimisi cesur, ama her biri bir bütünün vazgeçilmez parçasıdır. Bu yüzden, her dönemi anlamla doldurmak, insanın kendisine verebileceği en büyük hediyedir.