27 Aralık 2024

Hayatın döngüsü içinde en ağır basan gerçeklerden biri. Gençlikte ardımızda bıraktığımız izler, yıllar geçtikçe birer birer silinirken, kendimizi bambaşka bir dünyanın eşiğinde buluyoruz. Bu dünya, çoğu zaman sessiz, yalnız ve tanıdık olmayan bir yer.
İnsan yaşlandıkça ev dediği yere daha sıkı sarılıyor, çünkü duvarlarında geçmişten anılar saklıdır. Ancak, bu yuvadan ayrılıp başka bir eve gitmek zorunda kalmak, hele ki bu değişimin kendi isteğimiz dışında gerçekleşmesi, kalpte derin yaralar bırakıyor. Çocuklarımızın bizi sırayla yanlarında ağırlamaya çalışması, aslında iyi niyetle yapılan bir fedakârlık gibi görünse de, bizim köklerimizden kopmuş hissetmemize yol açıyor.

Bir bavul... Sadece bir bavulla oradan oraya savrulmak, bizim hikâyemizi anlatan her şeyi bir araya sıkıştırmaya çalışmak. Yaşam boyu biriktirdiğimiz anılar, küçük bir valizin içine sığmaz. O valiz, aslında yalnızlığımızın simgesi gibi. Gittiğimiz yerde asla tam anlamıyla kendimize ait bir alanımız olmuyor. Kendimizi ne kadar rahat hissetmeye çalışsak da, bir misafir olduğumuzu, her an tekrar yola çıkmak zorunda kalacağımızı biliyoruz.
Ve en yaşlı halimizle... 
Bedenimiz, gençken alışık olduğumuz gücü kaybetti. Ruhumuz ise bir destek, bir sıcaklık arıyor. Fakat bu sıcaklık ne gittiğimiz evlerin kalabalığında, ne de yeni odanın soğuk duvarlarında bulunuyor. İnsan en çok yalnızlık içinde kendi sesiyle karşılaşıyor.
Oysa yaşlılık, hak edilen bir huzur dönemi olmalıydı. İnsan, hayatta kazandığı deneyimlerin, bıraktığı izlerin karşılığını görmek istiyor. Ancak bir bavulla oradan oraya savrulmak, bu huzuru bulmayı daha da zorlaştırıyor.
Belki de bu hikâyeyi, bir gün kendini ya da sevdiklerini bu senaryonun içinde bulabileceğini anlamalı. Empati kurmalı, yaşlılığın yalnız bir süreç olmaması için elinden geleni yapmalı. Çünkü bir gün hepimiz, kendi konfor alanımızdan uzaklaşıp, bir bavulla yeni başlangıçlara doğru savrulabiliriz.