Taylan Akpınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Taylan Akpınar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

04 Mart 2025

Her gün aynı döngü… Sabah gözlerimi açtığım anda zihnimde beliren yapılacaklar listesi, bildirimlerle dolup taşan telefon ekranı, ardı arkası kesilmeyen e-postalar… Hep meşgulüm. Herkes meşgul. Sanki koşturmadığımız anlarda eksik kalacağız, geri düşeceğiz. Ama gerçekten bir yere varıyor muyuz?

Meşguliyetin bir statüye dönüştüğü bir çağda yaşıyoruz. Ne kadar meşgulsek, o kadar önemli olduğumuza inanıyoruz. "Vakit yok" cümlesi, bir tür madalya gibi taşınıyor artık. Oysa bu kadar hız, bu kadar acele bize gerçekten ne kazandırıyor?

Sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz ama nereye? Sokakta hızla yürüyen insanlara bakıyorum; yüzlerindeki gerginlik, sabırsızlık, önündekinin bir an önce çekilmesini isteyen bakışlar… Trafikte, işyerinde, market sırasındaki telaş… Sadece kendi işimizin hemen çözülmesini istiyoruz, başkalarının aciliyetine tahammülümüz yok. Herkes öncelikli, herkesin işi en önemli. Ama bu hengâmenin içinde kendimize ve başkalarına gerçekten zaman ayırabiliyor muyuz?

Belki de yanlış sorular soruyoruz. Daha hızlı olmak yerine, daha bilinçli olabilir miyiz? İşleri yetiştirme telaşı yerine, gerçekten anlamlı bir şeyler yapmayı deneyebilir miyiz? Sahi, her şeyin hızlandığı bu dünyada, zaman kazanmak adına kaybettiklerimizi hiç düşündük mü?

Hayatı bir aciliyetler bütünü olarak yaşamak yerine, anları değerli kılmayı öğrenebilir miyiz? Zira bazen en büyük ilerleme, durup düşünmektir. Belki de gerçek mesele zaman yönetimi değil, anlam yönetimidir…

03 Şubat 2025

Şehirler hızla değişiyor, binalar yıkılıyor, sokaklar başka şekillere bürünüyor, eski dükkanların yerini zincir mağazalar alıyor. Çocukken oynadığım boş arsanın yerini şimdi bir Çocuk Cezaevi almış (Geçmişin çocukları, şimdi kapalı duvarlar ardında bir başka hayatla yüzleşiyor). Köşedeki kahvehane kapanmış, yerine bir kargo şubesi açılmış… Anılarımızdaki şehirle yaşadığımız şehir arasındaki mesafe her geçen gün büyüyor.
Belki de bu yüzden kök salamıyoruz; çünkü toprağımız her gün yer değiştiriyor. Hafızamızda kalan sokakları, eski evleri, komşularımızın seslerini bir gün geri döneriz diye saklıyoruz ama döndüğümüzde hiçbir şey bıraktığımız gibi değil. Kent, hafızasız bir organizma gibi; geçmişin izlerini silip sürekli kendini yeniliyor.
Ama belki de kök salmak, fiziksel mekanlarla değil de anılarımızı, insanları ve hisleri sahiplenmekle ilgilidir. Bir şehre değil, bir zamana ait hissediyoruz belki de.

31 Ocak 2025

İçinde bulunduğumuz coğrafya, her yeni günle birlikte insan ruhuna yeni bir yük bindiriyor. Adaletin, vicdanın ve insan hayatının değersizleştirildiği bu sistemde, insan yalnızca fiziksel olarak değil, ruhsal ve zihinsel olarak da tükeniyor. Liyakatsizlik, ahlaki çöküntü ve sorumsuzluk, adeta bir sis bulutu gibi her yeri kaplamış durumda. Bu sisin içinde yolunu bulmaya çalışan birey, bir çıkış kapısı arıyor, fakat nereye baksa duvarlarla karşılaşıyor.

İnsan, varoluşunun temelinde yalnızca sevdiklerine tutunarak yaşamamalı. Hayat, yalnızca birkaç özel insana bağlı bir ipten ibaret olmamalı. Zira bu, hayata karşı pasif bir duruş, varoluşun yükünü sadece dışsal unsurlara bağlamak olur. Oysa insanın nefes alabilmesi için, nefes alabildiği bir dünyaya da ihtiyacı var. Adaletin olduğu bir toplumda, güvenin tesis edildiği bir düzende, umudun boş bir hayale dönüşmediği bir yaşamda, insan kendini var edebilir.
Ancak günümüzde bireyin omuzlarına yüklenen yükler, onu giderek bir tükenmişlik sendromuna sürüklüyor. Çevresindeki yozlaşmış düzenle savaşmak, erdemin bir anlam ifade etmediği bir dünyada dürüst kalmaya çalışmak, sürekli bir nefes darlığı yaratıyor. Nereye dönse, insani değerleri hiçe sayan bir anlayışla karşılaşıyor. İhmal, vurdumduymazlık ve çıkarcılık, toplumsal düzenin yeni normları haline gelmiş durumda. Bu normların içine doğan, bunlarla mücadele etmeye çalışan kişi ise, günbegün biraz daha eksiliyor.

27 Aralık 2024

Hayatın döngüsü içinde en ağır basan gerçeklerden biri. Gençlikte ardımızda bıraktığımız izler, yıllar geçtikçe birer birer silinirken, kendimizi bambaşka bir dünyanın eşiğinde buluyoruz. Bu dünya, çoğu zaman sessiz, yalnız ve tanıdık olmayan bir yer.
İnsan yaşlandıkça ev dediği yere daha sıkı sarılıyor, çünkü duvarlarında geçmişten anılar saklıdır. Ancak, bu yuvadan ayrılıp başka bir eve gitmek zorunda kalmak, hele ki bu değişimin kendi isteğimiz dışında gerçekleşmesi, kalpte derin yaralar bırakıyor. Çocuklarımızın bizi sırayla yanlarında ağırlamaya çalışması, aslında iyi niyetle yapılan bir fedakârlık gibi görünse de, bizim köklerimizden kopmuş hissetmemize yol açıyor.

Bir bavul... Sadece bir bavulla oradan oraya savrulmak, bizim hikâyemizi anlatan her şeyi bir araya sıkıştırmaya çalışmak. Yaşam boyu biriktirdiğimiz anılar, küçük bir valizin içine sığmaz. O valiz, aslında yalnızlığımızın simgesi gibi. Gittiğimiz yerde asla tam anlamıyla kendimize ait bir alanımız olmuyor. Kendimizi ne kadar rahat hissetmeye çalışsak da, bir misafir olduğumuzu, her an tekrar yola çıkmak zorunda kalacağımızı biliyoruz.
Ve en yaşlı halimizle... 
Bedenimiz, gençken alışık olduğumuz gücü kaybetti. Ruhumuz ise bir destek, bir sıcaklık arıyor. Fakat bu sıcaklık ne gittiğimiz evlerin kalabalığında, ne de yeni odanın soğuk duvarlarında bulunuyor. İnsan en çok yalnızlık içinde kendi sesiyle karşılaşıyor.
Oysa yaşlılık, hak edilen bir huzur dönemi olmalıydı. İnsan, hayatta kazandığı deneyimlerin, bıraktığı izlerin karşılığını görmek istiyor. Ancak bir bavulla oradan oraya savrulmak, bu huzuru bulmayı daha da zorlaştırıyor.
Belki de bu hikâyeyi, bir gün kendini ya da sevdiklerini bu senaryonun içinde bulabileceğini anlamalı. Empati kurmalı, yaşlılığın yalnız bir süreç olmaması için elinden geleni yapmalı. Çünkü bir gün hepimiz, kendi konfor alanımızdan uzaklaşıp, bir bavulla yeni başlangıçlara doğru savrulabiliriz.

14 Haziran 2019

Çoğu insan aldıkları her karara zarın tek bir atılması gibi bakar. Yaşamın hiç bitmeyen bir zar atma dizisi olduğu gerçeğini düşünmüyorlar. Zar atma başına çok kaybedilen bir strateji, aslında uzun vadede sizi büyük bir kazanan yapabilir...

Evet, zar oyununu kazandıklarından daha fazla kaybedeceksin. Ancak kazandığınızda kazancınız, kazancınızı kaybedecek kadar kayda değer bir bahis haline getirecektir.


02 Ekim 2015

Bana yeni bir hüviyet verin.
İçinde insanlık olsun, özgürlük olsun,
Bir tutam gelecek vaat eden gün ışığı olsun
Zenginliklere filanda gerek yok, mütevazı bir mutluluğa da razıyım

03 Haziran 2015

Kimin kalbinde bir ağıt olsam, 
İnceden süzülürdüm Kızılırmak'a doğru
Bundandır sitemi, çağlaması..

Yeni Bazen

İyi hissettirmek ve iyi hissetmenin türlü türlü modelleri vardır, Zira bunu başarabilmek ise içinde yatan aslandan geçer. Beylik laflar etmenin lüzumu yok, ihtişama ise hiç gerek yoktur. Kalbin bir yerlere göç ettiyse ve bunun farkına varamadıysan, başka diyardasındır artık.
Yalnız kaldığın o anda, "ne oldu be, şimdi ne olacak?" diyorsan kaybedensin sen. Kaybetmişsin. Yani o anda en büyük zaferin içinde kaybetmişsin.

Peki bunun farkında olmak, yaşlı bir kızıl derilinin dediği gibi, hayatın bize sunamadıklarını mı sunar; yoksa bir radyo dinleycisinin dediği gibi, sanat diğer tüm şeyler gibi seks için midir? Yaşlı bir kızıl derili ne kadar yanılabilir?

Edit: T.A.