Bilirdik tatmayı dünya mutfağında nice eşsiz lezzeti
lakin güneşi yoğurup koyduk aşımıza,
biz de bilirdik sevgiliye karanfil almasını,
lakin aç idik yedik karanfil parasını...
Yılmaz Güney
Kadir kıymet bilmeyen tüketici,sömürücü sevgililere..
10 Aralık 2013
Adalete hasret kaldığımız son yıllarda, nihayet 4 yıl 277 günün ardından haklı bir özgürlük gelir. Cumhuriyet için, aydınlık bir gelecek için...
O duvar
o duvarınız,
vız gelir bize vız!
Bizim kuvvetimizdeki hız,
ne din adamının dumanlı vaadinden,
ne de bir hülyanın gönlü yakışındandır.
O yalnız
tarihin o durdurulmaz akışındandır.
Bize karşı koyanlar,
Karşı koymuş demektir:
Maddede hareketin,
yürüyen cemiyetin
ezeli kanunlarına.
Sükun yok, hareket var
bugün yarına çıkar
yarın bugünü yıkar
ve durmadan akar
akar
akar.
Nazım Hikmet
O duvar
o duvarınız,
vız gelir bize vız!
Bizim kuvvetimizdeki hız,
ne din adamının dumanlı vaadinden,
ne de bir hülyanın gönlü yakışındandır.
O yalnız
tarihin o durdurulmaz akışındandır.
Bize karşı koyanlar,
Karşı koymuş demektir:
Maddede hareketin,
yürüyen cemiyetin
ezeli kanunlarına.
Sükun yok, hareket var
bugün yarına çıkar
yarın bugünü yıkar
ve durmadan akar
akar
akar.
Nazım Hikmet
09 Aralık 2013
Çingene Kahkahası
Akşam olunca göğsüne dolgun kadınlar çoğalır
ayakkabı giyen ölülerin yürüdüğü ıssız kara parçasında...
Saat anason vurduğunda çalınır sıcak müzik…
Damar damar işlenmiş beden soyunur ayrıntısında şeytanın
deliksiz uyku kadınsız uykudur
salgın hastalık gibi eller dolanır etrafında
gözbebekleri pastoral zevkle renklenmiş
şarkı söylemek isteyen menekşe solgunu yüzde açılır yalnız ağız
ve başka bir ağız örter diğer ağızı
çan sesinde titrer eski kıta
kan sıçramış topraktan paçalarıma
silah gölgesinde memleketin yolları
ve açız, diyor hep birden sesine doygun boğazlar,
ve açız
ve açız
dünyanın son kadınını paylaşıyor
akşamın yakut süngüsünde kırmızı güneşler
beni ölüm tutuyor, ya seni?
En iyi iştah açıcı kadındır ve son yemek aynı kadının elinden gelir…
Bir şiirin son dizesinde patlar nepal
parmaklara bulaşır kırmızı mürekkep
Enseden tutulmuş, taşınmışız bir yere
Bıçaklar bileniyor başucumda
gaz solumak istiyorsan parka git.
Saat Anadolu buçuğu ve ben bir manzaraya bakıyorum
ya da manzara bana bakıyor gözlerimden.
İstanbul’da karanlığın en kalabalık saatinde
vapurlar çekiyor karşıdan karşıya sevdaları
İstanbul’da karanlığın en kalabalık saatinde
sokak başında bekliyor dilenci
ayakları çıplak, aynı zamanda giyinik kadınlar
dans ediyor barın zemin katında
İstanbul’da karanlığın en kalabalık saatinde
ölüme yakın yürüyüşe çıkıyorlar
parklarda yuvalanmış şekilsiz gölgeler misali
ölü muamelesi görenler yaşamaya çalışıyor
erime başladığında, solukta kaynar son istek
tuttuğun altın olmasın, insan olsun, diyenler sessizce azalırken
İstanbul’da karanlığın en kalabalık saatinde patlıyor
çingene kahkahası…
ayakkabı giyen ölülerin yürüdüğü ıssız kara parçasında...
Saat anason vurduğunda çalınır sıcak müzik…
Damar damar işlenmiş beden soyunur ayrıntısında şeytanın
deliksiz uyku kadınsız uykudur
salgın hastalık gibi eller dolanır etrafında
gözbebekleri pastoral zevkle renklenmiş
şarkı söylemek isteyen menekşe solgunu yüzde açılır yalnız ağız
ve başka bir ağız örter diğer ağızı
çan sesinde titrer eski kıta
kan sıçramış topraktan paçalarıma
silah gölgesinde memleketin yolları
ve açız, diyor hep birden sesine doygun boğazlar,
ve açız
ve açız
dünyanın son kadınını paylaşıyor
akşamın yakut süngüsünde kırmızı güneşler
beni ölüm tutuyor, ya seni?
En iyi iştah açıcı kadındır ve son yemek aynı kadının elinden gelir…
Bir şiirin son dizesinde patlar nepal
parmaklara bulaşır kırmızı mürekkep
Enseden tutulmuş, taşınmışız bir yere
Bıçaklar bileniyor başucumda
gaz solumak istiyorsan parka git.
Saat Anadolu buçuğu ve ben bir manzaraya bakıyorum
ya da manzara bana bakıyor gözlerimden.
İstanbul’da karanlığın en kalabalık saatinde
vapurlar çekiyor karşıdan karşıya sevdaları
İstanbul’da karanlığın en kalabalık saatinde
sokak başında bekliyor dilenci
ayakları çıplak, aynı zamanda giyinik kadınlar
dans ediyor barın zemin katında
İstanbul’da karanlığın en kalabalık saatinde
ölüme yakın yürüyüşe çıkıyorlar
parklarda yuvalanmış şekilsiz gölgeler misali
ölü muamelesi görenler yaşamaya çalışıyor
erime başladığında, solukta kaynar son istek
tuttuğun altın olmasın, insan olsun, diyenler sessizce azalırken
İstanbul’da karanlığın en kalabalık saatinde patlıyor
çingene kahkahası…
07 Aralık 2013
Yine ölüme dair
Bir gün kar yağarken,
yahut bir gece,
yahut bir öğle sıcağında,
hangimiz ilkönce,
nasıl ve nerde öleceğiz?
Nasıl ve ne olacak
ölenin son duyduğu ses,
son gördüğü renk,
kalanın ilk hareketi
ilk sözü
ilk yediği yemek?
Belki de birbirimizden uzakta öleceğiz.
Haber çığlıklarla gelecek,
yahut da ima edecekler,
ve kalanı yalnız bırakıp gidecekler...
Ve kalan karışacak kalabalığa.
Nazım Hikmet
yahut bir gece,
yahut bir öğle sıcağında,
hangimiz ilkönce,
nasıl ve nerde öleceğiz?
Nasıl ve ne olacak
ölenin son duyduğu ses,
son gördüğü renk,
kalanın ilk hareketi
ilk sözü
ilk yediği yemek?
Belki de birbirimizden uzakta öleceğiz.
Haber çığlıklarla gelecek,
yahut da ima edecekler,
ve kalanı yalnız bırakıp gidecekler...
Ve kalan karışacak kalabalığa.
Nazım Hikmet
04 Aralık 2013
29 Kasım 2013
25 Kasım 2013
Meymane Usari / Bahar Misafiri
Yorgun bir Pazartesi gününü geride bırakanlar için biraz huzur olsun. Arkanıza yaslanın ve yağan yağmura karşı, bol limonlu bir ıhlamur ile eşlik ediniz.
Derdê mıre derman
Sarê mıre ferman
Roze tore meymano
Meymano...meyman
Derdê mıre dermano
Derdê mıre dermano
Sarê mıre fermano de gırano
Ezo tore meymano
Roze tore meymanê usaryo
Usar nawo amo, bê
Usar nawe amo, bê
Ez qurvane çhım-buri qeytani
Deste xora destê mı ke
Piya şime serê koye bêvini/düzgini
Bahar Misafiri
Derdime dermandır.
Başıma dermandır.
Bir gün sana misafir.
Misafir, misafir.
Derdime dermandır.
Derdime dermandır.
Başıma fermandır ama ağırdır.
Sana bir gün misafirim.
Sana bir gün yaz misafiriyim.
Yaz geldi işte.
Yaz geldi işte.
Kara kaşına, gözüne kurbanım.
Elin elimde olsun.
Gel beraber düzgün baba'nın dağına gidelim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)